ZEYTİNYAĞIMIZ

İDAKÖY ÇİFLİK EVİ DOĞAL ZEYTİNYAĞI

KÖRFEZİN ALTINI / ZEYTİN AĞACI VE ZEYTİNYAĞI

Edremit Körfezi’nin kıyılarında, Kazdağı ile Madra Dağı’nın yamaçlarında dünyanın en nefis zeytinyağlarının üretimi yapılmaktadır. Dünya zeytinyağı literatüründe bu bölge, düşük asitli ve kendine has güzel kokulu (rayiha) yağın üretildiği en önemli merkezlerden biri olarak bilinir. Zeytin ağacı aradığı en uygun iklimsel koşulları burada bulmuş ve insanlara her konuda yararlı olan ürününü, yani ZEYTİNYAĞI’nı sunmuştur.

 ZEYTİNYAĞI TÜRLERİ

Zeytinyağının koku, renk ve asit derecesi, tat ve elde edilme biçimine göre değişen türleri vardır. Bu türler arasında en değerlisine NATÜREL-DOĞAL ya da SIZMA deriz.

Natürel ya da Sızma zeytinyağı, zeytinden soğuk presle elde edilen ilk yağdır. Genellikle çiğ olarak tüketilir. En çok salatalarda kullanılır. Haşlanmış sebzelere ve soslara konur.

İkinci tür, natürel zeytinyağının RAFİNE  edilmesinden elde edilir ve daha çok zeytinyağının lezzetine alışkın olmayan ülkeler tarafından tüketilir. LIGHT olarak adlandırılır. Rengi daha açık ve kokusu daha hafiftir.

Üçüncü tür ülkemizde RİVİERA olarak anılır. Riviera, rafine zeytinyağı ile natürelin özel karışımından elde edilir. Daha çok yemeklerde kullanılır.

Her tür zeytinyağı son yıllardaki yaygın kanının aksine kızartmalar için en ideal yağdır. Çünkü yanma derecesi diğer yağlardan yüksektir. Erime noktası da 5C ile 7C arasında olduğu için çok kolay hazmedilir. Zeytinyağı 19C civarında ve ışıksız bir yerde muhafaza edilmelidir. Buzdolabına koymaya gerek yoktur.

Çeşitli bitki ve otları zeytinyağında bekletilerek birbirinden değişik soslar elde edilebilir. Sarımsak, soğan, fesleğen, hindistan cevizi tohumu, taze kekik, biberiye veya defne yaprağı ile bekletilen zeytinyağı ile mükemmel salatalar, mezeler ve yemekler hazırlamak mümkündür.

    

İDAKÖY ÇİFTLİK EVİ DOĞAL ZEYTİNYAĞI

Şehir yaşamının en önemli etkilerinden biri, eskiden tanıdığımız ve doğal kaynaklardan “eski” usullerle elde edilen bazı gıdalardan mahrum kalmak oldu. En belirgin zararı gören ise zeytinyağı oldu; kimya fabrikalarında üretilen ve neredeyse tatsız-kokusuz olan bitkisel yağlar yaşamımızın temel yiyeceklerinden biri haline geldi. Şehir insanı bu tada alıştı, zeytinyağı “ilkel” ve tadı ağır bir yağ olarak (ve yine kimya fabrikalarında üretilerek) mutfağımızda çok az bir yer tutmaya başladı.

Neden sonra, zeytinyağının insan sağlığına olan yararı ve diğer yağlara olan üstünlüğü hatırlandı ve zeytinyağı şehir mutfaklarının gündemine yeniden girdi. Elbette ki renk, koku ve tadla ilgili pek çok kriter de zeytinyağının bu yeniden dirilişi ile birlikte konuşulmaya başlandı. Zeytinyağı elde edilişinde kullanılan en eski yöntem olan “soğuk pres”, binyıllardır bilinen ama her nasılsa unutulmuş olan değerini kazandı.

Biz de, kendi zeytinimizden soğuk pres metodu ile elde ettiğimiz zeytinyağımızı sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bizce en önemlisi, Çiftliğimizde tattığınız yağın aynısını şehirde de bulmanızı sağlamak; böylelikle size olan hizmetimiz yalnızca gezilecek, kafa dinlenebilecek bir ev olmaktan öteye geçecek, şehirde de Edremit Körfezi’nin doğasından yararlanabileceksiniz. Zeytinyağımız şimdilik 5 lt'lik, 3 lt'lik ve 2 lt'lik üç farklı boydaki teneke ambalajıyla beğeninize sunulmakta. E-mail adresimizi ve telefonlarımızı yağ istekleriniz için de kullanabilirsiniz.

TARİHTE ZEYTİNYAĞI

Adem, ölümünden önce, Tanrıdan merhamet yağını diledi ve bunun için oğlu Şit’i görevlendirdi. Şit, cennet bahçelerindeki iyilik ve kötülük ağacından üç tohum aldı ve babasının ağzına koydu. Babası gömülünce tohumlar yeşerdi ve bu tohumlardan zeytin ağacı, sedir ağacı ve servi ağacı büyüdü.

Zeytinle ve zeytin ağacı ile ilişkimiz insanlık kadar eskidir. Arkeolojik buluntular zeytinin M.Ö. 6000 yılından beri tüketildiğini gösteriyor. Yani 8000 yıldır. Bilinen en eski yazılı kaynaklarda da zeytinden çok sıkça söz ediliyor.

Nuh Peygamber’den başlayalım.

Nuh, tufanın şiddeti azalınca hayatın başlayıp başlamadığını öğrenmek için gemisinden güvercini salıyor. Güvercin gemiye ağzında taze koparılmış bir zeytin dalı ile dönüyor. Nuh bu işaretten tufanın bitmiş olduğunu anlıyor. Ağzında zeytin dalı taşıyan güvercin, o zamandan beri barışın simgesi olmuştur.

İbraniler’in tanrısı Yahova, Tevrat’ta vaftiz yağının nasıl hazırlanacağını Musa’ya uzun uzun anlatmıştır. Bu yağ, zeytinyağı ve çeşitli kokuların, parfümlerin karışımından ibarettir. Zeytinyağının çeşitli kokularla birlikte vücuda sürülmesi ise belki bundan da eskidir. Çünkü insanlar zeytinyağını yemekler dışında kozmetik olarak da kullanmışlardır.

Zeytin ağacı bütün kutsal kitapların ağacıdır. İsa Peygamber’in göğe çıkışının gerçekleştiği Zeytindağı’nın eteklerindeki Getsemani Bahçesi’nde o zamandan kalma zeytin ağaçları bugün hala durmaktadır. Bu ağaçlardaki zeytinler Hıristiyanlara İsa’nın gözyaşlarını hatırlatırlar.

Kur’an-ı Kerim’de de zeytinden söz ediliyor. Kur’an da bu ağacın Sina Dağı’ndan geldiği, meyvalarından yağ elde edildiği ve bu yağın yemeklere lezzet vermek için kullanıldığı yazılıdır.

Zeytin ağacı eski dönemlerin zenginlik simgesidir. Davut Peygamber antik Filistin’in yani zeytinyağı ve bal diyarının, zeytin ağaçlarını hırsızlardan korumak amacı ile özel muhafızlar görevlendirmişti. İlyas Paygamber, fakir ve dul bir kadının evindeki tek değerli eşya olan küçük bir zeytinyağı testisini çalkalamış ve bu testiyi birçok testi haline getirmiş. Dul kadın ve çocukları, hepsinin içi yağ dolu bu testileri satarak borçlarından kurtulmuşlar ve ömür boyu rahat bir hayat sürmüşler. İncil’de soyulan ve yaralanan bir adamın yaralarının zeytinyağı ve şarapla iyi edildiği anlatılır. Bu da zeytinyağının çok eski zamanlardan beri yaraları ve yanıkları iyileştirmede kullanıldığını kanıtlamaktadır.

Zeytin ağacının anavatanının Mezopotamya bölgesi olduğu ve çevresine buradan yayıldığı tahmin ediliyor. Zeytin sözcüğünün etimolojik kökeni, zeytin ağacının yolculuğu hakkında da bize fikir verebilir.

İbranice “zeyt” kökünden “ez-zeyt” ve “zeytin” sözcükleri türüyor. Ayrıca Anadolu’da çok eskiden yaşamış Akatlar’ın dilinde de “zeirtum” sözcüğü var. Daha sonra bu sözcükleri İspanyolca’da buluyoruz. “Aseite” ve “asituna”. Eski Yunanca’daki “elaia”, Latince’deki “olea” ve “olivum” sözcüklerine dönüşüyor. Diğer Avrupa dillerine de bu sözcük Latince’den geçiyor ve “olive” oluyor. Mısırlılara ise zeytin ağacı yetiştirmesini ve zeytinyağı elde edilmesini tanrıça İsis öğretmiştir. Zeytin ağacı ile M.Ö. 3000 yıllarında tanışıyor Mısırlılar. Zeytin dalları ve yaprakları Tutankhamon’un başında “adaletin tacı” olarak bütün Mısır resimlerinde işlenmiştir. Daha sonra Yunanlılar ve Romalılar bu tür çelenkleri şeref simgesi olarak benimsemişlerdir.

ZEYTİN AĞACI – ZEYTİNYAĞI KADAR MUCİZEVİ

Zeytin ağacı ağır ve zahmetli büyür. Ancak buna değecek kadar da uzun ömürlüdür. Bazı bölgelerde 1000 yaşından büyük zeytin ağaçları vardır. Yaprakların üst yüzü koyu yeşil, alt yüzü ise gümüş renklidir. Ağacın gövdesi çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Ağaç ölse de köklerinden yenisi çıkar. Bütün eski yazılı kaynaklarda Mezopotamya, Akdeniz ve Ege Bölgeleri’nin zeytin ağaçları ile süslenmiş olduğundan söz edilir. Zeytin ağacı bir yıl bol, bir yıl da kıt ürün verir. Zeytin en fazla yağ içeren meyvalardandadır. Ağırlığının %20-30’u kadar yağ içerir. Yağ için kullanılacak zeytinlerin ağaçta olgunlaşması beklenir. Sofralık zeytinler ya elle sıyırılarak yada silkelenerek toplanır. Zeytinlerin toplanmasında büyük itina gösterilir çünkü çabuk zedelenir.

M.Ö. 2500 yıllarında Giritlilerin ticaret yaşamında zeytinyağı çok önemli bir yer tutuyordu. Zeytinyağı koymak için yapılan küpler, kral Minos’un Knossos’taki sarayında bugün hala muhafaza edilmektedir. Kendilerini Yunanlı olarak kabul etmeyen Giritliler başka özellikleri ile de ünlüdürler. Kalp hastalıklarını neredeyse tanımıyorlar çünkü dünyada en çok zeytinyağını onlar tüketiyorlar.

Eski Yunanlılar ve tarihin bilinen ilk önemli tüccarları Fenikeliler, M.Ö. 5.yüzyılda batı Akdeniz ülkelerine zeytinyağı ihraç ediyorlardı. Yunanlılar zeytini kutsal bir ürün olarak görürlerdi. Öyle ki, Yunanlılar’da zeytin yetiştirme ve toplama işini yalnızca bakire kızlar ve erkekler yapabilirdi.

Romalılara da aynı ağacı bir tanrıça bağışlamıştır, Minerva. Romalılar, zeytin yetiştirme ve zeytinyağı elde etmede uzmandılar. Yemeklerde, aydınlatmada ve vaftizde kullanmak üzere ayrı zeytinyağı türleri üretmişlerdir. Romalıların hüküm sürdüğü bütün bölgelerde zeytinyağı ticareti çok canlıydı. İkibin yıl boyunca ve hatta bugün de kullanılan yağ çıkartma yöntemini onlar bulmuştur. Yani zeytinin değirmenlerde ezilmesi ve yağın toplanması.

Zaten Roma şehrinin efsanevi kurucuları olan Romus ve Romulus da tanrısal özelliklerine uygun olarak, bir zeytin ağacının altında doğmuşlardır.

Çağlar boyunca zeytinyağı sadece yemeklerde değil kozmetik ve ilaç olarak da kullanıldı. Ortaçağ boyunca yapılan ilaçların neredeyse hepsinin içinde zeytinyağı vardı.

Amerika’nın keşfi ile zeytin ağacı fideleri bu ülkeye götürüldü. 18. y.y. da da Fransisken rahipleri bu ağacı Meksika ve Kaliforniya’ya götürdüler.

BAŞA DÖN